KOBİ’ler bu ülkenin görünmez kahramanlarıdır.
Sabahın ilk ışığında kepenk açıp akşam karanlığında hâlâ üretmeye çalışan, istihdamın omurgasını taşıyan, ihracatın yükünü omuzlayan işletmeler…
Ama iş finansmana gelince o kahramanların nefesi artık giderek daralıyor.
Nefes kredileri tam da bu noktada ortaya çıkıyor:
“Destek”, “can suyu”, “nefes”… Adı umut vaat ediyor.
Bu kredilere yöneltilen eleştiriler, aslında KOBİ’lerin kalpten yükselen bir çığlığı.
Bu krediler bir oksijen tüpü gibi; takıyorsun, birkaç dakika rahatlatıyor ama işletmenin yapısal sorunlarını çözmüyor. Maliyet baskısı sürüyor, enflasyonun gölgesi hiç kalkmıyor, finansmana erişim yine aynı dar kapıda. Geçici bir ferahlık… o kadar.
Üstelik nefes kredisi pek çok zaman nefesi en çok daralanlara ulaşmıyor.
Banka geçmişiniz iyiyse, teminatınız varsa, kredi skorunuz yüksekse o kaygan zeminde biraz daha şanslısınız. Ama gerçekten zorlanan, finansal açıdan kırılgan olan küçük işletmeler? Kapının dışında beklemeye devam ediyor.
“Hadi düşük faiz” deniyor… Fakat reel maliyete baktığınızda tablo kararıyor.
Dosya ücreti, tahsis masrafı, komisyon, TOBB payı derken o düşük faizli nefes, ağır bir oksijen maskesine dönüşüyor. Yani nefes var ama çekemiyorsun.
KOBİ ekosistemi çok geniş; talep yüksek, limit düşük.
Krediler açıklanır açıklanmaz başvuru yağıyor ama havuz küçük olduğu için programın etkisi çok sınırlı kalıyor. Binlerce işletme umutla başvurup eli boş dönüyor.
Nefes kredileri yapısal krizleri gölgeliyor.
Enflasyon, tedarik zinciri baskıları, finansal istikrarsızlık… Bu devasa sorunların üzeri kısa vadeli kredilerle örtülüyor. Aspirinle kırık tedavi etmeye benzetilmesi boşuna değil.
Bankalar da işin içinde ama risk iştahı düşük.
Dolayısıyla kredi yine zaten güçlü olanlara gidiyor. Zayıfın nefesi kesilirken güçlüye oksijen tüpü takılmış oluyor.
KOBİ’leri borçlandırarak nefes aldırmaya çalışmak ne kadar sürdürülebilir?
Her kredi yeni bir borç, her borç yeni bir yük.
Sermaye güçlenmeden borç yükü büyüyor; işletme nefes almıyor, sadece nefesini geciktiriyor.
Bu ülkenin KOBİ’leri borç değil, güçlenmek istiyor.
Geçici çözümler değil, sağlam bir ekonomik zemin istiyor.
Gerçek ihtiyaç sahibi KOBİ’nin sesini duymadan tasarlanan hiçbir kredi programı, bu büyük ekosistemin yarasına merhem olamaz.
ama o nefes adil dağıtılmadıkça kimse gerçekten rahatlayamaz.